Archive for the 'Futbol' Category

“Çılgın Rumlar”

Afrika gazetesinden, 27 Nisan 2007.

Yalnız “çılgın Türkler” değil, çılgın Rumlar da var!

Omonya-APOEL karşılaşmasında Rumlar KKTC bayrağı açtılar!

Lefkoşa’da oynanan Omonya-APOEL maçında, Omonya taraftarları tribünlerde KKTC bayrağı açarak APOEL’cileri tahrik ettiler…

Omonyalılar ayrıca “İstanbul 1453″ şeklinde pankart da açtılar!

Afrika (Özel)- Geçtiğimiz gün Lefkoşa’da Omonya ile APOEL arasında oynanan kupa maçında inanılmaz olaylar yaşandı. AKEL’in takımı olarak bilinen Omonya takımının fanatik taraftarları, EOKA’cıların takımı APOEL’i tahrik etmek için tribünlerde KKTC bayrağı açtılar. Omonyalılar ayrıca “İstanbul 1453″ yazılı bir de pankart çektiler… Karşılaşma Omonya’nın 2-1 galibiyeti ile sonuçlandı. Omonya final maçını Anorthosis ile oynayacak.

Üç Deplasman Macerası: Blackburn, Lizbon, Parma

Ankaralıyım. Gençlerbirlikliyim. Hatırı sayılır bir süredir yurtdışında yaşıyorum. Haliyle tribüne devam edemiyorum. Ancak yaz sonları Ankara’daysam. O da sezon başlarında birkaç maç… Sizi temin ederim, çok zor zanaat. Ankara’dan ayrıldıktan sonra haftasonları radyodan maç dinlemeye başladım. Böyle bir alışkanlığım yoktu oysa. Çocukluğumda kalmış, unutulmuş bir iş bu radyodan maç dinleme hali. İstanbul’da otururduk. Beşiktaş’da, mahallenin berberinde dinlenirdi maçlar. Gençler olmazdı hiç dükkanda. Sadece yaşlılar ve benim gibi çocuklar. Tüm bunları buraya geldikten sonra hatırladım. Fakat tribüne devam edemememe rağmen, bu sezon taraftarlık hayatımın en mutlu sezonu. (Bundan bir evvelki, 1994-1995 sezonuydu.) Zira bu sezon tam 3 (yazıyla, üç!) yurtdışı deplasmanında tribündeydim. Bir beraberlik, iki galibiyet! UEFA Kupa Finali’nin oynanacağı 19 Mayıs’a dek 3 deplasmana daha gitmeyi umut ediyorum. Ne de olsa final maçı tarafsız sahada, iki takım için de deplasman sayılmaz. 3 deplasman daha! Neden olmasın? Ersun Yanal söylemişti: UEFA Kupası’nı almak, Türkiye Birinci Ligi’nde şampiyon olmaktan daha kolay. Hepi topu 7 takımı mağlup etmeniz lazım. Fakat şimdi yolun tam ortasındayken bundan önceki deplasmanları yazmalı. Evvela, Ankara haricinde ikamet edip taraftar olmak ne demek, bununla başlayayım.

Continue reading ‘Üç Deplasman Macerası: Blackburn, Lizbon, Parma’

“‘Stad Şehir Haricinde Olmalıdır’ Diye Bir Kaide Yoktur”

Olimpiyat Stadyumu’nunda yaşanan kargaşanın üstünden çok zaman geçmedi. Galatasaray ile Olimpiakos arasındaki müsabakayı seyretmeye gidenlerin çektikleri eziyet günlerce konuşuldu. Gazeteler önce stadyuma ulaşmaya, ardından evlerine dönmeye çalışan kafilelerin fotoğraflarını yayımladılar. “Yetkililer” ulaşım hususunda yaşanan sıkıntının mesuliyetini birbirlerine atarken, bir daha bu stada gidip maç izlememeye yemin edenler oldu. Mesele tavsamaya başlamışken, Alp Ulagay’ın mimar Burak Boysan’la stadyumlar üzerine yaptığı mülakat yayımlandı Hürriyet Pazar‘da. Ardından da evvelki hafta Cumhuriyet haber yaptı Olimpiyat Stadyumu’nu.

Boysan, stadyumlar sözkonusu olduğunda, 1930-1950 arasını “büyük olsun” dönemi diye tarif edip bunun “baskıcı devlet mantığı” ile alakalı olduğunu söylüyordu. Arzu edilen, “miting alanı”, “siyasi meydan” gibi bir yerdi. “Cümhuriyet ilanının 10. yılını kutlulama” faaliyetleri, bu “siyasi meydan”ın önemi hakkında iyi bir fikir veriyor. Kısaca temas etmekle yetinelim: Reisliğini Cümhuriyet Halk Fırkası Umumi Katibi Recep’in [Peker] yaptığı Kutlulama Yüksek Komisyonu, “kütlelerin heyecanlarını bir ağızdan haykırabilmeleri için” bir marş sipariş eder. “Sesli, hareketli, renkli, ziyalı ve manalı” olacak kutlulamanın şahikası olur 10. Yıl Marşı. Marşı büyük halk kütlelerine topluca ezberletmek için meydanlarda, caddelerde, mekteplerde ve halkevinde talimler yapılır. Nihai büyük deneme, spor sahasında yapılacak, yarış yerine (19 Mayıs Stadyumu’nun da içinde bulunduğu Ankara Garı’nın arkasındaki alan) getirilen mektepliler, marşı söyleyip halkın öğrenmesini ve “katışması”nı temin edecektir.

Continue reading ‘“‘Stad Şehir Haricinde Olmalıdır’ Diye Bir Kaide Yoktur”’