Dün akşam eski bir gönül ağrımla beraberdim. Nasıl özlemişim. Gene 20 sene evvelden tanıdığım bir başka arkadaşın evindeydik. Şansım yaver gitti, bu ikinci arkadaşın ta ne vakit kucağımıza doğan bir tanecik genç kızı da evdeydi de, uzunca bir süre onunla eğleşip vaziyeti idare ettim. Gece ayrılırken, onca sene hiç görmediğim bu gönül ağrısı dedi ki, vaziyetim hallicedir, iyi oldu seni gördüğüm. Dönerken Süper FM’de Rafet el Roman çalıyordu. Ne hikmetse, bu şehirde her türden taksi, dolmuş şoförü her daim Türkçe pop dinler. “Türkçe sözlü hafif batı müziği dinlediniz. Şimdi haberler.” Şu hafıza ne tuhaf bir şey, arada nerelere zıplıyor. Eskiden sadece dolmuşlarda çalan müziği bilirdim. O vakit ne mümkün gece vakti Mavişehir’den Bornova’ya taksiyle dönmek. O vakit. Gençken yani. Bostanlı Kahve’de, 24 saat açıktır, muzlu, çilekli süt olurdu. Geçenlerde sordum, abi ’92′de kestik onları be, dediler. “Gençken, güzelken, göbeğimiz aşağı dümdüz inerken… ” Bunu yazan şair de buralıdır. Gene geçenlerde gördüm, ama Üsküdar’da, iskeleye yakın olan gazete bayiinde. Tek yaprak bir şiir dergisi çıkarmış, 50 yeni kuruşa satılıyor. Huy çıkmıyor demek ki. Abi, ne güzel, daha gençsin, dedi taksi şoförü. Gerçekten mi? Şurada ineyim, dedim.
